İranlı Mülteci LGBTİ’ler: Hukuk, Sağlık ve Sosyal Hakları-2

 

Mülteci konumunda olan LGBTİ’ler her konuda iki kez ayrımcılığa uğruyor

 

Hak Eşitlik Varoluş İçin (HEVİ) LGBTİ+ Derneğinin 17 Mayıs 2017 Çarşamba günü düzenlediği panelin öğleden sonraki oturumu HEVİ LGBTİ Derneği aktivisti Can Kaya’nın moderatörlüğünde, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) mülteci koruma sorumlusu ve hukukçu Ezgi Tutkal, HEVİ LGBTİ Derneği yönetim kurulu başkanı ve Tıp Hekimi Dr.Ahmet Kaya, Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KA-DAV) Psikososyal Destek Uzmanı Leyla Yıldız ve KA-DAV psikoloğu Beyza Bilal’in katılımıyla gerçekleşti.
 

Oturumdaki konuşmalarının bir özetini aktarıyorum:İKGV mülteci koruma sorumlusu ve hukukçu Ezgi Tutkal: 

Bir mülteci kayıt olduktan sonra hepimizin bildiği uydu ilinde ikâmet etme ve imza bildiriminde bulunma yükümlülüğü de yabancı ve uluslararası koruma kanununun bütün sığınmacı ve mültecilere getirmiş olduğu bir zorunluluk. Bu yükümlülükleri yerine getirmediğimiz zaman belli birtakım şartlar yerine geldiğinde başvurumuz geri çekilmiş sayılıyor. Bunun en önemli sebeplerinden birisi mazeret beyan etmeden imza yükümlülüğünü üç defa yerine getirmemeniz ve kayıtlı olduğunuz ikâmet ilinizden izinsiz olarak ayrılmanız. Bütün yükümlülüklerimizi yerine getirdik, valiliklerle mülakatımıza katıldık, bundan sonra ne olabiliyor?

Valilik başvurunuzu olumlu olarak değerlendirebilir ve bu durumda şartlı mülteci statüsü alırsınız. Maalesef, haklarınızda ve yükümlülüklerinizde bir değişiklik olmaz ama yükümlülüklerinizi yerine getirdiğiniz sürece Türkiye’de yasal olarak kalmaya devam edebilirsiniz. Başvurunuz olumsuz olarak değerlendirilirse, bunlara itiraz yolları bulunmakta. Karar tarafınıza resmî olarak bildirildikten sonra 10 gün içerisinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü altındaki Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonu’na itiraz başvurusu yapılabilir. Alternatif olarak, kararın resmî olarak bildirilmesinden sonraki 30 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz davası açabilirsiniz. Bu itiraz davaları için gerekli yasal süreleri kaçırırsanız da hakkınızda sınır dışı kararları alınabiliyor.
Basında sıkça çıkan sığınmacılar ve mülteciler gözaltına alınıyor konusuna değinirsek; her şeyden önce sadece Türkiye’de uluslararası konuşma başvurusu yaptığınız için idari gözetim altına alınmazsınız. İdari gözetim bu konuda çok istisnai bir karardır ve çok kesin şartlara bağlıdır. Bunun haricinde idari gözetim altı ve sınır dışı verilebilecek kişiler yasadışı olarak burada bulunanlar, Türkiye’ye yasal giriş ve yasal çıkış hükümlerini ihlal eden kişilerdir. Mahkemelere yapmış olduğunuz itiraz konusu ne olursa olsun idare mahkemelerine yapılan itiraz mahkeme kesin kararını verene kadar sınır dışı işlemini askıya alır. Bunun tek bir istisnası var; 2016 yılının Ekim ayında bir Kanun Hükmünde Kararname çıktı. Bu kararnameye göre; eğer hakkınızda alınan sınır dışı kararı kamu düzenine, kamu güvenliğine ya da kamu sağlığına tehdit teşkil ettiğiniz sebebiyle alındıysa idari mahkemesine yapmış olduğunuz itiraz başvurusu sınırdışı kararını durdurmuyor. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuruda bulunmanız gerekiyor ki, sınırdışı kararı dursun.

Konuşmacıya gelen sorular:

– Kamu sağlığı nedir, kamu sağlığına zarar vermek nasıl oluyor?
Bulaşıcı bir hastalığınız varsa ve bunu bulaştıracaksanız.

– Bu nasıl tespit edilecek?
Problem zaten burada. Kamu güvenliği, kamu düzeni ve sağlığı bunun içine neyi koyarsanız girebiliyor.  “Yükümlülüklerimi yerine getirdik ve şartlı mülteciyiz, bizim Türk mevzuatı altında ne haklarımız var” dersek; en önemlisi sağlık hakkımız var. Yine istisnaları olmakla birlikte, prensip olarak Türkiye’den uluslararası sığınma talep etmiş bütün başvuru sahipleri genel sağlık sigortası altında işlem görmekte. Eğitim hakkı dersek; ilk ve orta öğretimden bütün çocukların yararlanma hakkı var. Sığınmacı ve mültecilerin üniversiteye gitme hakkı da bulunmakta, ancak bunların koşulları daha farklı. Uluslararası koruma başvurunuzu yaptıktan 6 ay sonra çalışma iznine başvurma hakkınız doğuyor.

Tıp Hekimi Dr. Ahmet Kaya:
Sağlık alanında özel olarak çalışmamız olmamasına rağmen LGBTİ aktivisti ve doktor olmam sebebiyle konuşuyorum. Sadece LGBTİ’ler değil , Türkiye’de bütün mülteciler ile ilgili Geçici Koruma altına alınacak kişiler için ‘’Sağlık Hizmetleri’’ diye bir yönetmelik var. (http://www.goc.gov.tr/files/files/03052014_6883.pdf) Sağlık hizmetleri de buna dayandırılarak sunuluyor. Aslında genelgeye dayanarak baktığımızda her şey yolundaymış gibi bir tablo var, ama pratikte işler öyle yürümüyor. Pratikte mülteci, LGBTİ olmaktan kaynaklı toplumdaki ön yargılardan durum çok daha zor.

Mültecilere sağlık hizmetinden Sağlık Bakanlığı, Aile Bakanlığı ve AFAD sorumlu. Sağlık servislerinden geçici koruma hakkı süreci tamamlamış ve bu hakkı almış ya da 99 (eskiden 98) ile başlayan TC. kimlik numarası olanlar bu hizmetten yararlanabiliyor. Çünkü, geçici koruma ve T.C. Numarası 99 ile başlayan kişiler aynı zamanda genel sağlık sigortası hakkına sahip oluyor. Kısacası T.C. vatandaşı olan herkese sağladığı hizmetlerden mülteciler de yararlanabiliyor. Bu hakka sahip olan kişiler; Göçmen Sağlığı Merkezleri, Aile Sağlığı Merkezleri, Eğitim ve Araştırma hastaneleri, ikinci-üçüncü basamak sağlık kurumları, üniversite hastaneleri, özel hastaneler, Göçmek Sağlık Merkezleri, gönüllü dernek ve vakıfların sağladığı hizmetlerden faydalanıyor. Tabii bu uygulamalarda bazı kısıtlamalar da var. Mesela, üniversite hastanelerine direkt gidilemiyor. 2’inci ve 3’üncü basamak sağlık kurumları üniversite hastanesine sevk ettiği zaman üniversite hastanesinden sağlık hizmeti alabiliyor. Üniversite hastanelerine giderken ilk defa gitmiyorsanız, ileriye dönük bir randevunuz varsa, sevke gerek kalmadan gidilebiliyor. İleriye dönük randevusu olanlar 30 gün içinde bu hakkını kullanmak zorundalar. Birinci basamak ve ikinci basamak sağlık kurumuna sevk olduğu zaman da 5 gün içinde bu hakkı kullanmanız gerekir. Yine özel hastanelere de direkt gidilemiyor, sevk ile gidilebiliyor. Hastanenin koşulları yetersiz olduğu müddetçe üniversite hastanelerinden özel hastanelere sevk yapılabiliyor. Bütün saydığım bu kurumlar içinde özel dahil acil ve zorunlu hâllerde bütün kurumlara sevksiz gidilebiliyor. Tabii bunlar yönetmelik de toz pembe gözükse bile saha da durum çok daha farklı. Birçok sorun var.


LGBTİ bireyi olma sağlık sektöründe başlı başına ayrımcılık sebebi. Mülteci olma hâli ikinci bir ayrımcılık sebebi. Zorlamalardan diğerleri ise; karmaşık sevk ve yönlendirme, mevzuatların ve genelgelerin sürekli olarak güncellenmesi ve yenilenmesi, dil sorununun yarattığı iletişimsizlik, özellikle sevklerde ve tedavilerde bekleme süresinin uzunluğu ya da sevk edilen kurumun şehir dışında olması, alınan T.C. kimlik numaralarının nüfus sistemine aktarılmamış olması, bazı kurumların veya periferide sahada çalışan sağlık çalışanlarının mevzuatlardan habersiz olması, yüksek maliyetli tedaviler ve ilaçlar, psikolojik ve ruh sağlığı hizmetlerine ulaşımın zor olması, kapsam dışı ilaçların gerektiği durumlardır.

Konuşmacıya gelen sorular:

-Sınır dışı edilme sebepleri nelerdir?
Sınır dışı belli birtakım olayların gerçekleşmesi sonucu alınabilecek bir karar. Eğer Türkiye’de yasa dışı bulunuyorsanız ve polise yakalanırsanız, Türkiye’ye yasa dışı girmeye ya da çıkmaya çalışırken yakalanırsanız, terör olaylarına karışırsanız sınır dışı edilirsiniz.

-Bu mevzuatı devletin bir kurumunda görebilir miyiz?
Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün internet sitesinde, yabancılar ve uluslararası koruma kanunu kısmında bulabilirsiniz.

-Herhangi bir durumda sınır dışı karar alındığında ülkemize geri mi gönderileceğiz?
Kural olarak hayır, ama gideceğiniz ülkeyi seçme hakkınız yok.

-Hormon tedavisi için doktora gittim, fakat doktor benimle ilgilenmiyor. Ne yapabilirim?
Size tercüman sağlayacak bir sivil toplum örgütüne başvurup; hasta hakları birimine, başhekime veya sağlık bakanlığına şikâyet prosedürlerini işletin.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Psikolog Leyla Yıldız:
KA-DAV, başta kadınlar özelinde çalışmaya başlayıp mevcut durumlardan ötürü LGBTİ bireylerin hakları için de çalışmaya başlayan bir feminist örgüt. Şiddet, barınma, hukuki, psikososyal alanda dayanışma sağlıyor. 2011 yılından bu yana mülteciler özelinde çalışmaya başladık. Projelerimiz iki aşamalı olarak devam ediyor. Birincisi; natrans şiddet hikâyeleri özelinde vaka takibi yapıyoruz. Projenin diğer bir ayağı da LGBTİ bireylerle tüm talepleri doğrultusunda yürüttüğümüz çalışmalar. Genelde sığınma talepleri oluyor ve bu durumda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sığınaklarına yönlendirebiliyoruz, o da her koşulda gerçekleşemiyor. Bizden darp raporu bekliyorlar. Sağlık alanında da haklar mevcut ama bu haklara erişebilmek için eşlik etmek durumunda kalabiliyoruz. Çünkü; hastaneye veya polise gittiği zaman şiddete uğrama oranları çok yüksek olabiliyor. Türkiye’de yaşayan LGBTİ’lerin burada yaşadıkları şiddet ve hak ihlallerini mülteciler özelinde düşününce, çoklu ayrımcılığa uğradıklarından bahsedebiliriz. Bize başvururken 3’üncü ülke talebiyle geliyorlar.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Psikolog, Beyza Bilal:
Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılık ve şiddet projesinde psikolojik destek sağlamak üzere psikolog olarak çalışıyorum. Aynı zamanda seks işçiliği alanının koordinasyonunu yapıyorum. Genel olarak göç durumunda; göç öncesi bir dönem, göç süreci ve göç sonrası gibi aşamalı bir durum var. Bizim genelde LGBTİ başvurularında gördüğümüz göç; kişinin kendi arzusuyla olabilir, zorla göç ettiriliyor olabilir, zorunlu bir göç durumu olabilir. Fakat, biz LGBTİ özeline baktığımız zaman, bütün diğer sebeplerin yanında aile ve partner şiddetinin göç sebebinde daha etkili olduğunu görüyoruz. Kişisel bazda olsa da toplumsal homofobi, transfobi de göç için bir sebep.


Bütün bu süreçte göç öncesi baskı ve şiddet ile baş etmek durumunda kalan kişiler göç süresince yolda IŞİD kamplarına girmiş ve çıkmış olabilir, Ezidileri düşünürsek dağları aşıp yürüyerek gelmiş olabilir, göç yolunda birçok travmatik olaya maruz kalmış olabilir. Aynı zamanda göç ettikleri bölgelerde savaş ve çatışma durumları olabilir. Geldikten sonra da geldikleri yerde Türkiye olduğu için, aynı yerelde homofobi ve transfobi çok olduğu için başka bir yere göç etmek zorunda kalıyorlar. Bu coğrafyaya geldikten sonra kişiler Yalova, Denizli, Eskişehir, Isparta gibi uydu kentlere gönderiliyorlar.

Bu da yeniden yaşamı kurmada kişi için zorlaştırıcı etkilerden biri oluyor. Bu yerlerde hem homofobi-transfobi hem de göçmen düşmanlığına maruz kalıyorlar. Burada öncelik verdiğimiz şey güven ilişkisini kurabilmek. Çünkü, devletlerin sağlamak zorunda olduğu mekanizmaları sağlamaması sebebiyle kişiler hayal kırıklığına uğruyor. Bütün bu var olan koşullar sebebiyle öz örgütlenmeyi teşvik etmeyi ve birbirleri arasında dayanışmayı önceliyoruz. Farklı coğrafyalarda, farklı hareketlerin, farklı dinamikleri var. Bizi umutsuzluğa düşüren süreçler olsa da, benim söylemek istediğim hiçbirimizin yalnız olmadığımız…

GİRAY POYRAZ ÜREY- P24

 

İçerik tamamıyla yazarın sorumluluğu altındadır ve Derneğin görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

No comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir